Selahattin Okumuş

İnsan ve Memleket Meseleleri Üzerine

-SON Facebook- yazısı-

Sevgili Dostlar,

-SON facebook- yazısı-

Çok uzun yazdığımın farkındayım.
Bu sebeple şiirsel bir teknikle yazmayı deniyorum,
ve ayrıca son üç yazımda bir teknik daha kullandım.
Ciddi yazıları ve sunumları
meramımı anlattıktan sonra ek yaptım,
sizleri yormamak adına…

Neyse;
mantık ve felsefe kitaplarım kurtuldu.
Tabii arada ilgili iki yazıdaki tıktıkları
mantıklıca topladım,
mantığım küçük bir oyun ile
bu konuyu tatlıya bağladı…

Bilinmesini isterim ki;
günlük siyaset söylemlerini,kayıkçı kavgalarını
hiç sevmeyen,
fikri ne olursa olsun, saygı gösteren,
bu kadim vatana, kurucu değerlere,
sonuna kadar bağlı,
MEMLEKETÇİ bir vatansever olarak
yazdım.

SON OLARAK;
her zaman bir özgür yurttaş olarak,
anlatmaktan yorulmayacağım,
aşağıdaki tespitimi yaparak,
bu platformdaki yazılarımı
NOKTALIYORUM…

Dün Sn.cumhurbaşkanı ve
AK Parti Genel Başkanı ‘ndan,
birleştirici(!) bir konuşma izledik.
Çok üzgünüm ama şaşırmadım.

Muhalefet lideri Bay Kemal’i
korkaklıkla itham etti ve yuhalattı.
Tam bir birlik ve beraberlik konuşması
ile hitabet sanatından örnekler verdi.
Hangi şapkası altında konuştu.
BİLMİYORUM…

Artık bence önemi de yok.
Tekraren ve son olarak söylüyorum;

Eğer bu millet PARTİLİ CUMHURBAŞKANI
ve KUVVETLER BİRLİĞİ’ne destek verdikçe,
bu böyle olacak…

Bu memlekette, ne birlik, ne beraberlik,
ne REFAH ve ne de HUZUR olacak.

Ne hak, ne hukuk ve ne de ADALET kalacak.

Ne Cumhuriyetin kurucu değerleri,
ne de Demokrasi yükselecek,
bu kadim vatan topraklarında…

EĞER;

gençlerimizin eğitim ve yurtlar sorunu da,
devletin doğrudan yönetimi ile çözülmez,
kurucu değerler rafa kaldırılmaya devam ederse;

tarikatlar,mezhepler ve dinler
kendi kulvarlarına döndürülmez,
devleti kendi ideallerine devşirmelerine
çanak tutulursa;,

gençler tarikatların eline bırakılır,
bu eğitim ve yurt kepazeliği devam ederse;

yakın gelecekte yeni bayramlar da
görür, aynen böyle kutlarız(!)

Ben bu ‘Facebook’ platformunu
bu son yazım ile bırakıyorum…
Sürç-ü lisan ettikse,affola…

SON OLARAK;
gençleri seviyorum ve güveniyorum
ve kadınların önünde saygı ile eğiliyorum.
ve ASLA UMUTSUZ DEĞİLİM…

Saygı ve sevgilerimle.

TÜRK USULÜ BAŞKANLIK SİSTEMİ

Sevgili dostlar,

Dünkü boşuna paralarımızı heba eden MEB lağvedip, EVDEN YAPAY ZEKA DESTEKLİ EĞİTİM MODELİ ile eğitimi halletme konusunu vaat edip, SORUMSUZ BAŞKANLIK adaylığımı açıklamıştım.
Daha dalya olmadı ama,Sn.İmamoğlu’ da tanınmıyordu, bakın İBB başkanlığını kazandı.35 beğeni 10 tane de yorum da bana yeter…Madem şu anda 35 kişi benim SORUMSUZ BAŞKANLIĞIMA destek veriyor…Kitaplarımın bir kısmı kurtuldu,özellikle mantık ve felsefe kitaplarımı yakacağım, bunları kurtarmam lazım.Bu yazıda 65 tane beğeniye ihtiyacım bana yardımcı olun lütfen.

BAKIN CİDDİYETLE, nasıl bir SORUMSUZ BAŞKAN olacağımı aşağıda Sn.BÜLENT SERİM imzalı bir analizle hatırlatıyorum.
Bazı küçük(!) deneyimlerde yaşadınız.

Zaten bu UZUN ANALİZİ okuma zahmetine katlanırsa Dostlarım,
ben de kurtulur, sorumsuz bir iş sahibi olurum, memlekette kurtulur.Bayram ederiz…
Ciddi analizlere geçelim mi?
Hadi kolay gelsin…
……………………………………………………
TÜRK USULÜ BAŞKANLIK SİSTEMİ
……………………………………………………

Bilindiği gibi yetki ve sorumluluk ayrılmaz ikilidir.
Anayasa değişikliğiyle getirilen tek adam sisteminde, Devlet kudretini oluşturan tüm yasama, yürütme ve yargılama yetkileri tek adamda toplanmaktadır.
-Yürütme, tek adamda olacaktır.
-Yasama, tek adam aynı zamanda bir siyasal partinin genel başkanı olduğu ve Siyasi Partiler Yasası uyarınca milletvekillerini kendisi belirlediği için, eğer partisi Meclis’ te çoğunluğu elde ederse, bizdeki biat kültürünün uzantısı olan katı parti disiplininin de yardımıyla tek adamın buyruğunda olacaktır.
-Yargı, iki çatı örgüt olan Anayasa Mahkemesi ile Hâkimler ve Savcılar Kurulu’ nun tüm üyelerini doğrudan tek adam ya da buyruğunda olan Meclis seçeceği için, yine tek adamın güdümünde olacak, onun isteği dışında karar veremeyecektir.
Kısaca başta da belirtildiği gibi Devlet kudretine ilişkin tüm yetkiler tek adamın eline verilecektir.
Peki, bunun karşılığında bu tek adamın sorumluluğuna ilişkin düzenlemelere yer verilmiş midir?
Bu soruyu siyasal ve hukuksal yönden yanıtlamak uygun olacaktır.
SİYASAL SORUMLULUK
Değişikliği anlatabilmek için önce mevcut kurallardan söz etmek gerekir.
Anayasa’nın 8. maddesine göre, yürütme organı Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu’ndan oluşmaktadır. Cumhurbaşkanı, Türkiye Cumhuriyeti’ni ve Türk Milleti’nin birliğini temsil ettiği için yürütmede tarafsız kanadı; Bakanlar Kurulu ise siyasal kanadı temsil etmektedir.
Cumhurbaşkanı tarafsız olduğu için 105. maddede siyaseten sorumsuz kılınmıştır. Buna karşılık siyasal sorumluluk, Bakanlar Kurulu’na yüklenmiştir.
Anayasamıza göre Bakanlar Kurulu’nun siyasal sorumluluğu Meclis’e karşıdır. Bakanlar Kurulu Meclis’e hesap vermek zorundadır.
Meclis, güvenoyu (m.110) ve gensoru (m.99) yoluyla Bakanlar Kurulu’nu siyaseten denetler. Önce kuruluşunda Bakanlar Kurulu’nu ve onun programını denetleyip, güvenoyu vererek göreve başlamalarını sağlar; sonra da görev sırasında Başbakan ve bakanlar hakkında gensoru vererek, onların göreve devam edip edemeyeceklerine karar verir.

**YENİ DÜZENLEMEDE;

Bakanlar Kurulu kaldırılmakta, Cumhurbaşkanı tek başına yürütme yetkisini elinde bulundurmakta, üstelik bir siyasal partinin genel başkanlığını da yürüterek tarafsızlığını yitirmekte, siyasal kimlik kazanmaktadır.
Anayasa değişikliğinde, Bakanlar Kurulu’ nun yerine geçmesine karşın Cumhurbaşkanı’ nın siyasal sorumluluğuna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Tam tersine, Anayasa’nın 87. maddesinden Meclis’in denetleme yetkisi, 98. ve 99. maddelerinden gensoru ve 110. maddesinden de güvenoyu çıkarılarak,
Cumhurbaşkanı SİYASETEN SORUMSUZ kılınmıştır.

Yalnız Anayasanın 117. maddesinde, “milli güvenliğin sağlanmasından ve silahlı kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından” Cumhurbaşkanı’ nın TBMM’ne karşı sorumlu olduğu yazılıdır.
Bu madde nedeniyle Cumhurbaşkanının bu yönden sorumluluk taşıdığı ve Meclis’e hesap vereceği sanılırsa da, bu YANLIŞTIR.

Meclis’in denetim yetkisi elinden alındığından ve denetim yolu bırakılmadığından bu sorumluluğun DENETİMİ ve YAPTIRIMI YOKTUR.
Cumhurbaşkanı yürütme yetkisini tek başına elinde bulundurduğuna göre,
aslında yeni düzenleme ile yürütmenin yasama karşısında sorumsuz kılınması söz konusudur.

Bu durum anayasa değişikliğine ilişkin gerekçede açıkça ifade edilmiş ve Cumhurbaşkanının Meclis denetiminden uzak tutulduğu, yalnızca halka karşı sorumlu olduğu belirtilmiştir.

Kısaca siyasal yönden sorumsuz ve denetimsiz bir tek adam yaratılmaktadır.

HUKUKSAL SORUMLULUK

**Yine değişikliği anlamlı kılabilmek için önce mevcut durumu özetlemek gerekir.
Mevcut kurallarda, yürütmeyi oluşturan tarafsız Cumhurbaşkanı ile Bakanlar Kurulu’nun hukuksal sorumlulukları ayrı ayrı düzenlenmiştir.
Anayasa’nın 105. maddesine göre, Cumhurbaşkanı yalnız “vatana ihanetle” suçlanabilmekte ve yargılanabilmektedir.
İşlediği bireysel suçlar nedeniyle de, genel kurallara göre, Cumhurbaşkanlığı görevi sona erdikten sonra soruşturulup, yargılanabilmektedir. Hatta Cumhurbaşkanı’nın anayasal dokunulmazlığı bulunmadığı için, görevi sürerken de yargılanabileceğini iddia eden görüşler vardır.
Bakanlar Kurulu’nun hukuksal sorumluluğu ise Anayasa’nın 100 ve TBMM İçtüzüğü’nün 107. maddelerinde düzenlenmiştir. Maddelere göre; Meclis soruşturması yoluyla önceki ya da görevdeki Başbakan ya da bakan/bakanlar,
-Bakanlar Kurulu’nun genel siyasetinden ya da
-Bakanlıkların görevleriyle ilgili işlerden dolayı,
Görevleri sırasında işledikleri cezai sorumluluk gerektiren fiilleri nedeniyle soruşturulup, Yüce Divan’da yargılanabilmektedirler.
Meclis soruşturmasının açılabilmesi için en az 55, Yüce Divan’a sevk için de en az 276 oy gerekmektedir.

**YENİ DÜZENLEMEDE;
Bakanlar Kurulu ve Başbakanlık kaldırıldığı için yalnızca Cumhurbaşkanı ile bakanların hukuksal sorumluluğuna yer verilmiştir.
105. maddenin yeni düzenlemesine göre, Cumhurbaşkanı, “bir suç işlediği iddiasıyla” Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından soruşturulup, Yüce Divan’a sevk edilebilir.

Düzenlemenin iyi yanı;
daha önce Cumhurbaşkanı’nın cezai sorumluluğu yalnızca “vatana ihanet”le sınırlı iken, yeni düzenlemede “her türlü suçun” cezai sorumluluk kapsamına alınmasıdır.
Görevden doğsun doğmasın tüm suçlar sorumluluk kapsamına alınmış ve soruşturup Yüce Divan’a sevk yetkisi Meclis’e verilmiştir.

Düzenlemenin kötü yanı ise;
sorumluluğun gereğini yerine getirmenin sayısal olarak neredeyse olanaksız kılınması ve kişisel suçların da kapsama alınmasıdır.

Cumhurbaşkanı hakkında soruşturma açılmasını istemek için en az 301, soruşturma açılabilmesi için en az 360, Yüce Divan’a sevk edilebilmesi için de en az 400 oya gereksinim vardır. Bu sayılar bulunamayacağı için, sorumluluğun yaptırımla sonuçlandırılması neredeyse olanaksız kılınmıştır.

Üstelik Cumhurbaşkanı’nın kişisel suçları da bu kapsamda olduğundan, (en uç örneği verirsek) örneğin Cumhurbaşkanı bir kişiyi öldürse bile, 400 oy bulunamazsa onu yargılamak mümkün olamayacaktır.

Kendi partisinin milletvekillerinin “yeniden listeye girememe kaygısıyla” oy vermekten kaçınacakları açıktır.

Ayrıca Cumhurbaşkanı’nın “Meclis’i fesih” yetkisini kullanıp, yargılanmaktan kurtulabileceği de gözden uzak tutulmamalıdır.

Kaldı ki, Meclis’te “yargılansın” kararı çıksa bile, yargılanacağı yer Yüce Divan olduğundan ve Yüce Divan görevi yapan Anayasa Mahkemesi üyelerini Cumhurbaşkanı atadığından, bu yargılamanın adalete uygun yapılacağı kuşkuludur.

Cumhurbaşkanı hakkında, görevi bittikten sonra da görev dönemine ilişkin cezai sorumluluğu konusunda aynı kurallar uygulanacaktır.

Yani “tek adam” sisteminde,
Cumhurbaşkanı’nın kâğıt üzerinde kalmaya mahkûm, göstermelik bir cezai sorumluluğu söz konusudur.

Unutulmamalıdır ki, sorumluluk ve denetimin olmadığı bunca yetki, yetkiliyi çıldırtacaktır.
…………………………………………………………………………………….
Çok iyi düşünün gari,
bu ciddi açıklamalar ışığında,hala benim başkan adaylığıma
DESTEK VAR MI?
YOKSA!!!
Saygı ve Sevgilerimle,

DESTEK VAR MI?

Sevgili Dostlar,

—Daha büyük laflar edecektim bugün ama,
bir genç dostum geldi; eğitimci, memleketin eğitim durumunu anlattı ve bende dahiye bir çözüm önerdim.

Zaten ciddi yazılarımı kimse okumuyor,
biraz da zihn-i sinir önerilerimi de anlatıyım istedim,
bakın dalya olmazsa beğenileriniz,
okuduğum bütün kitaplarımı çöpe atacağım.

Canım benim de biraz saçmalama hakkım olsun.
Dünya çapındaki siyaset önderlerimiz kadar,
benim de hakkım yok mu?
Özgürüz ya, saçmalama hakkımı kimseye yedirmem!—

MİLİ EĞİTİM Mİ DEDİNİZ?

Valla bu konu karışık!
Ben diyeyim mi,
Akademisyene ve bu kadar okullara,
sınavlara gerek bile yok!

Bence ilk mektep dahil,
bu kadar okul, üniversite, koca koca binalar,
akademisyenler, öğretmenler,
bakanlar, Bakan yardımcıları,müsteşarlar,
genel müdürler, daire başkanları,eğitim müffetişleri,
idari personel koca bir bakanlık, hele de eğitim şuraları.
devlet bütçemizin çoğu bunlara gidiyor,
AVM’ ler yapmak, tüketime harcamak yerine,
eğitim denen bu konuya bu kadar para harcamak,
israf ya! İsraf ki, ne israf,yazık paraya,
Bu halkın parası böyle manasız işlere harcanmaz ki!

Toplumun nerede ise 1/4,dörtte biri öğrenci.
Milli Eğitim diye bir derdimiz var mı?
Gördüklerim, anladıklarım vallahi ‘YOK’ diyor..

Bu Milli Eğitim Bakanlığı’na ne gerek var mı,Bu çağda?
Bence de ‘YOK’, anlatayım;

Nasılsa internet var,
bir de ”GOOGLE” AMCA var.
yeter de artar bile,
bas tuşa öğren, harika…

CİDDİ(!) ÖNERİM ŞU;
EVDEN EĞİTİM MODELİ…
merak etmeyin daha gelişecek yazımın sonunda.

vallahi daha bilgili çocuklar ve bilgili insanlar yetişir,
bari herkes sevdiği konuları öğrenir.

Ama bir de MERAK meselesi var?
Bunu da çözmek lazım.
Kim çözer?
Meraklı Ana-Babalar hala vardır,derim…
Bu MERAK konusunu hallettik mi,
tamamdırrr…

SINAVI unuttuk yahu!
Hadi bu sınav konusununda da,
masraf etmeyelim.
Bir seferliğine, bütün eğitim kademeleri için,
soruları hazırlayalım.
YAPAY ZEKA ALTYAPILI bir SINAV PROGRAMI
hazırladık mı, tamamdır.
Yani bu kadar da bedava değil…
Bunu da Başkanın örtülü ödeneği halleder.
İnternet üzerinde bunu da masrafsız çözeriz.

EVDEN YAPAY ZEKA DESTEKLİ EĞİTİM MODELİ
diye, havalı bir isim de koyduk mu,
bu da tamamdırrrr.

MEB lağvettik mi,
özellleştirme yapmadan, tasarruf yapmış oluruz.
Başkanımız kazanır, ülkemiz kazanır.
yani ”WIN-WIN’.
Örtülü ödeneği de böyle finanse ederiz.

NASIL BULUŞ AMA.
Yahu ben bayağı beğendim,
bu zihn-i sinir çözümlerimi.

2023 de Başkan adayıyım.
Böyle yaptıklarından
SORUMSUZ BİR BAŞKAN
olursam, ne güzel olur…

Asmam da kesem de,
herkesi güle oynaya idare eder,
ben de geçinir, giderim.
Belki TARİHE bile geçerim..

Ne dersiniz?
DESTEK VAR MI?

CERN’ de NELER OLUYOR?

-küçük düzeltmeler ile tekrar yayınlıyorum, anket devam ediyor,
Mahcup edin beni genç dostlar, dalya olsun beğeni ve yorumlar-

Sevgili Genç Dostlarım,

Türkiye’de birçok aklı evvel,
meleklerin cinsiyeti üzerinde
Bizans rahiplerinin papazları gibi
tartışadursun…
Dünya da ve ülkemizde güzel şeyler de oluyor.

Boğazici Üniversitesi AÇIK DERSLER
adı altında bilimsel bir bilgilendirme toplantıları yapmakta,
ve Beşiktaş Belediyesi de organizasyona destek vermekte…
Bu sunumlardan bir tanesi de;
CERN’ de NELER OLUYOR?
Prof.Dr.ERHAN GÜLMEZ/Fizik Bölümü/BU
çok güzel ve anlaşılır bir sunum yapmış.
Bu sunumu, yukarıdaki aramalarla ‘Youtube’ da bulabilirsiniz.

Burada, BÜYÜK HADRON ÇARPIŞTIRICI(LHC)’nda,
HIGGS BOZONU araştırması ve sonuçları anlatılıyor,
çok basit ve anlaşılır bir dille…

Sonuç kısmında da;
Türkiye’nin assosiye üyeliği tarihçesi ve
TÜRK ŞİRKETLERİNİN yaptığı çok başarılı
çalışmalar ve Altın Ödülle layık görülmeleri
anlatılıyor…
MKF/Yenişehir-Bursa ve SİMPRO/İstanbul
şirketlerini tebrik ederim, ülkem adına…

Lütfen; bu sunumu mutlaka izleyin.
Gururlandım, gururlanın ve
merak edin, çalışın ve katkı verin…
Bu arada;
bilgi edindikçe, ne kadar çok şeyi bilmediğimizi de,
görün…

Bu ülkede mutlaka bir EĞİTİM DEVRİMİ yapılmalı.
Gençler için artık eğitim seferberliği zamanı…
ERK sahipleri gençleri geleceğe taşımak,
bu kadim memleket ve insanlık için,
akıllarını başlarına devşirmek zorundadırlar.

Bu orta çağ zihniyeti ile,
eğitim ucubesi uygulamalar ile,
Yazık etmeyin gençliğimize,
geleceğimize…
Akılcı ve akıllı EĞİTİM ŞART!!!

Saygı ve Sevgilerimle,
Selojen/CERN’ün düşündürdükleri-09.07.2019
not: Bu sunumu paylaşan ‘D.Ü/Abacıoğlu Hanıma teşekkürler,sevgiler. SO
not-2: anti parantez demişim yanlışlıkla. Enis Bey adında bir arkadaşım uyardı.
Baktım haklı, Ben ‘’antrparantez’’ yazdığımı zannediyordum. ‘anti parantez’ ifadesi doğru değildir.
Ama en doğrusu, bunu hiç kullanmamak, ‘’BU ARADA’’ ifadesi doğrudur.
Arkadaşımın ilgisi ve uyarısına teşekkür ederim.

CHP Çıkış Yolu

Sevgili CHP’li Dostlar,

CHP de yönetim erkine sahip olan akl-ı selimler,
dikkatinizi çekmek isterim ki;
ülkede, özellikle Anadolu’da ve hatta İstanbul da,
yerleşik bir ön yargı ve kanaat oluşmuş durumda ne yazık ki;
”CHP Alevilerin partisidir ve CHP’yi aleviler yönetir.”

Ben şahsen bu kanaati taşımıyorum,
İstanbul da Sayın İmamoğlu, çok güzel bir söylem oluşturdu.
Siyasal ve ekonomik ortam da buna yardımcı oldu.
Siyasal başarı geldi…

CHP Cumhuriyeti kurucu partisidir.
kurucu değerlere bağlı olmak zorundadır.
Dil,din,ırk ve mezhep ayırımı yapmaz.
Yapmamalıdır da…
Bu algı akılcı politikalar ve samimiyetle düzeltilmelidir.

Sabırlı,hoşgörülü,demokrat,bütün değerlere saygılı ve kucaklayıcı politika;
ve bu politikayı gerçekleştiren Sn. İmamoğlu’nun
bunları samimiyet ile içselleştirdiğine kani oldu…
Yani söylem ve eylemde samimiyet net bir şekilde,
yaşandı,ispatlandı ve başarı geldi.

Artık bu samimi anlayışın devamı ve liyakatla hizmet zamanı.
CHP parti yöneticilerinin de dikkatlice ve özenle,
CHP’ nin hiçbir yol ve zümrenin partisi değil,
Bütün akl-ı selim memleketseverlerin partisi olduğunu,
oluşturacağı samimi politikalar ile ortaya koyma zamanı.

Kurucu değerlere bağlı,demokrat, yasama/yürütme/yargı kuvvetler ayrılığı prensipleri uygun
yeniden düzenlenmiş anayasa ile ülkeyi yönetmek için;
zümrelerin, tarikatların ve mezheplerin değil;
anayasaya,hukuka,üniter devlet ilkelerine bağlı,
ÖZGÜR BİREYLERİN tek tek yaşam ve düşüncelerine
saygılı bir yönetim erki ile yola devam etmek,
akılcı bir çıkış yoludur.

Bu anlayışlarla CHP,
hem kendini gözden geçirmeli ve yenilemeli,
gerçekten Halkın Cumhuriyet Partisi olmalı;
hem de liyakat ilkesinde en yüksek katılım ile,
yeni ANAYASA’ yı hazırlayıp, halkın önüne koymalıdır.
Bu kadim millet;bu çalışmalarda liyakat beklemektedir.
Yeni kurulacak partilere siyaset alanı bırakmamalıdır.

CHP; Yerel yönetimlerde başarı için,
bir bilgi/proje/deneyim paylaşımı ve denetim merkezi kurmalı
ve bu merkez, STK’lar ile de işbirliği yapmalı,
siyaset değil, sadece İŞ ve HİZMET üretmelidir.
Siyaset; üretilecek somut iş ve hizmetlerin üzerinde yapılırsa,
başarılı olacaktır…

Aynı şekilde ekonomi, dış politika ve iç politika için de, proje merkezleri oluşturmalı ve periyodik bültenlerle, yüksek katılımlı toplantılarla,
hem eleştirilerini, hem de CHP bakış ve çözümlerini ortaya koymalıdır.

Yani demem o ki; CHP memleketin bütün konularında,
bir parti sözcüsü yerine,
liyakatle oluşturulmuş PROJE/POLİTİKA MERKEZLERİ ve başkanları ile,
bu kadim millete CHP görüşlerini ve çözümleri anlatmalıdır.
Yeni bir anlayış ile seferberlik olmadan, motivasyon olmaz.
İktidarın hatalarına endeksli bir politika sadece,
benzerlerini yaratır…
Ön almadan önder olunamaz, bunun için liyakat ile akıllı emek şarttır.
Siz doğruları söyleyin, güzel şeyleri yapın ve süratle kendi bahçenizi temizleyin, çiçek bahçesi yapın,
BU KADİM MİLLET bunu görür ve değerlendirir,
asıl algı yönetimi SÖYLEMLER değil,EYLEMLERDİR.

Dost acı söyler ve samimiyetle eleştirir,
biat etmez, fikirlerini,öngörülerini söyler ve destek verir.
bu yazıma CHP li akl-ı selim dostlarım bu anlayışla bakmalıdır.

Saygı ve Sevgilerimle,

Gönülden Tebrikler

Sevgili Dostlar,

Birkaç oy için,çiğnendi değerler,
Kaypaklığa prim vermedi erenler,
Bu millet ferasetini gösterdi,
Hasım dili değil, hısım diyen kazandı.
Gönülden tebrikler…

Şimdi akıllı emek, liyakat ile başarmak,
gönülle, sabırla çalışmak,
ben değil, memleket demek,
demokrat bir Türkiye için,
Kucaklaşmak zamanı…

İrfanı hür, fikri hür, vicdanı hür,
nesillerin önündeki setleri kaldırma,
sevgili gençlerimize ve kadınlarımıza
samimi, dürüst ve akılcı emekleri için,
destek ve teşekkür zamanı…

Saygı ve Sevgilerimle,

İki Vefat ve Düşündürdükleri

Sevgili Dostlar,

-Daha kısa yazmak isterdim, affınızla yine uzun bir yazı-

Mısır’daki İhvan Lideri Muhammed Mursi;
vefat etti ve memleketim insanları yine ikiye bölündü.
İktidar başından beri sahip çıktığı Mursi için,
gıyabında cenaze namazları kılmak gibi,
şehit ilan etmek gibi,
eylemler içine girdi ve bunu diyanet eli ile yaptı.
Böyle bir uygulama yapması beni hiç şaşırtmadı.
Hatta İBB seçimi arefesinde,
bu ölümü bile değerlendirme yarışına girdiler…

Aynı günlerde,

Çin’de Doğu Türkistan Türk kanaat önderlerinden,
dünyaca üne sahip,mütefekkir/yazar Nur Muhammed Tohti
hakkın rahmetine kavuştu.
Üstelik toplama kampında, işkence bile gördüğü söylendi.
İktidardan küçücük bir ses bile yok!
Yani bir rahmet bile dilemek çok görüldü,
Türk dünyasının kahraman evladına…

NEDEN?

İkisi de müslüman olan şahsiyetlerden sadece birisi,
şehit ilan edildi ve ağıtlar yakıldı.
Diğeri ise, yok sayıldı.Neden?

ÇÜNKÜ;

Uzun bir değerlendirme yapmak ve tarihçe vermek mümkün amma;
Kısaca;İhvan, MÜSLÜMAN KARDEŞLER hareketi
şimdiki erk sahiplerinin islami felsefelerinin temel noktasıdır.

Bu hareket İngilizlerin ve ABD’nin açık desteği ile kurulmuştur.
Türkiye de 60 yılların sonunda, Seyyit Kutup,
bu doktrinin kanaat önderlerinden biridir,
ve bu zatın Kuran meali ve kitapları ilham olmuştur,
halen iktidarda olan erk sahiplerine…
Müstemleke bir ülke de yazılan Kuran Meali,
Elmalı Hamdi’nin Kuran mealinin yerini aldı,
bir kesimin rehberi oldu…

Burada önemli nokta şudur zannımca:

Hür bir memlekette meal yazmak
veya;
müstemleke, esir bir ülkede meal yazmak.

Tesfirlere aynen yansır ve radikal yaklaşımlara sebep olur,
müstemleke ülke şartlarında meal yazmak, kitap yazmak!
Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir insanın, asla müstemleke olmamış bir Türk mütefekkirinin meali ile,
müstemleke bir ülkenin hürriyeti tadamamış
bir kanaat önderinin meali,
arasında Hür düşünce,hür zihin ve ezilmişlik farkı olacağı
açıktır.

Bu yayınlar ile Türkiye’nin bile-detayına girmeyeceğim-
müstemlekete bir memleket olduğu iddia edilmiş,
bir dönem diyanetin atadığı imamların arkasında,
namaz kılmak bile, caiz sayılmamıştır, bir kesimce…

Ezcümle;
Rahmetli ERBAKAN Hoca’ya BOB liderliği teklif edildi,
ABD tarafından ve Hoca bunu reddetti.
Şu andaki erk sahipleri ise,
Emperyal Osmanlı hayalleri ile, kabul ettiler,
ve BOB eşbaşkanı oldular.

Sözün özü;
ABD İhvan’ı da satıp, tu kaka ilan edince,
Bu dostlarımızda iyot gibi ortada kaldılar…

Sonraki siyasal gelişmeler, başlangıçta arz ettiğim
tabii sonuçları ortaya çıkardı..
Zannımca hain FETÖ kalkışması da bu konuya kısmen bağlanabilir…

Benim asıl çok şaşırdığım konu;
samimiyetlerine inandığım entellektüel Ülkücü camianın da,
Bir Türk- Müslüman öndere, yeterince sahip çıkmak yerine,
Arap-Müslüman Müslüman Kardeşler önderine sahip çıkmaları!
Eğer bunun sebebi seçim ise çok üzücü,
idiologya kayması ise çok daha vahim…

Bu ülkeyi yönetmeye soyunmuş iktidar dahil,
bütün siyasetçiler ve erk sahipleri;
çok iyi düşünmek, yanlış yol ve politikalardan vazgeçmek,
kadim memleketimin bahtsız insanlarını
siyasal ikbal hesapları için zehirlenmesi sebep olmamak,
Ülkemi siyasal bataklıktan çıkarmak,
ve kurucu değerlere sahip çıkmak,
zorundadırlar…

Memleketimin akl-ı selim kanaat önderlerine düşen görev de, kayıkçı kavgalarına alet olmak yerine,
Bu kadim milleti aydınlatmak olmalıdır.
Zannımca;
Memleketin refahı da, huzuru da;
özgürlük ve demokrasi ikliminde,
doğru bilgi ve akılcı eğitim ile geri kazanılacaktır.
Yani, değişmez kural:EĞİTİM ŞARTTIR.

Saygı ve Sevgilerimle,

Hukuk’ta Devrim

Günaydın Dostlar,

Kanunlarda önemli düzenlemeler üzerine haberler…
Barolar birliği başkanımız açıklama yapmış:
”İyi düzenlemeler diye.”

Ben hukukçu değilim, amma;
Bu memlekette eksikleri ile beraber kanunlar vardı, ve var.
Türkiye de var olan hukuk askıda,
Hukuksuz, kanunsuz ve keyfi uygulamaları alt alta yazsak,
ciltlere sığmaz…

Türkiye de ne yok, ne yok edildi?
Kuvvetler ayrılığı prensipleri…
Kanunlar ve hukuk yazılı metinlerde.
Uygulamalar da kuvvetler birliği,
nerede ise, bütün kararlarda…

Yani asl’ olan iradenin tekelleşmesi,
Bu memleket bunu kaldıramaz..

Ben Barolar birliği adına, bir vatandaş olarak
konuşsa idim,
güzellemelerime bir ön şerh ile başlardım:

Derdim ki;

”Türkiye’de kuvvetler birliği,
partili Cumhurbaşkanı tekellleşmesi oldukça,
yapılan kanunlar laf-ı güzaftan öteye geçmez.
Önce kuvvetler ayrılığı için irademizi gösterelim.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün,
kurtuluş savaşımızın en kritik zamanlarında bile,
kapatma taleplerine rağmen,
açık tuttuğu Büyük Millet Meclisimiz
yasama yetkilerini geri almadan;
diğer yargı ve yürütme müesseseleri,
gerçek pozisyonlarına dönmeden,
çıkacak hiçbir kanununun,
bu memlekete hayır getireceğine inanmıyorum.”

Saygılarımla,

Prof.Dr.Sinan Canan okumaları aydınlık gelecek talebi

Sevgili Dostlar,

Prof. Dr. Sinan Canan okumaları ardından düşünceler:

İnsan muhteşem beyni ile evreni algılamaya ve öğrenmeye aday.
Evren ve kendi varoluşunun anlamı üzerinde kafa yoran insan.
İnsanı insan yapan bir beyinsel güç, zihin…

Varoluşun gerçeklerini anlayabilmek için beynini cebinden çıkarması,
kafatasının içine yerleştirmesi gereken nesiller, insanoğlu…
Bilim dünyasının sorguladığı, sıra dışı insanların biraz daha aydınlık için,
hayatlarını vakfettikleri insan oğlu insanlar…

Nasıl yetişecek?

Bu ”kuantum fiziği” odaklı çalışmalara,
orta çağı arayan eğitim sistemi ile ülkemiz insanlarının katkısı olabilecek mi?

Evreni ve kendini anlama çabasındaki insanlığa armağan beyin-zihin ve evren çözümlerine,
Bu hamaseti de aşan algı yönetimiyle, cehaletin körüklenmesi,
Din-Peygamber olgusunun bu kadar hoyratça kullanılması,
Cehaletten hiçbir şekilde kurtulması istenmeyen yığınlara zerkedilen uydurma din algısı,
Biat kültürünün bu kadar yüceltilmesi ile beyinleri cebinde tek tip insan tip yaratma çabaları,
Bizim insanımıza asla hayır getirmeyecektir.

İnsan suretindeki varlık ancak;
düşünebildiğinde, farklı bilgi ve fikirlere açık olup, öğrenip-irdeleyebildiğinde,
insan vasfını kazanabileceği bu kadar net ve açık iken,
bu çağ dışı eğitim anlayışı ile bu ülke insanının gidebileceği yer,
kaos bile değil, karanlıktır. Kapkara bir gelecektir.

Böyle bir eğitim talebinin ve uygulamalarının vebalini bu erk sahipleri taşıyamazlar.
Bu kafa bu ülkeyi yönetemezler, yönetmemelidirler.

Memleketimin insanları, bu kadim medeniyetin temsilcileri,
Bu kadar kötülüğü hak etmiyorlar.

Aydınlık geleceğimize ve düşünen bir nesil idealine sahip çıkmak,
bu kadim medeniyetin akl-ı selimlerinin insanlık görevidir.

Saygılarımla,

Memleket Rüyası

Dostlar’a
N.Cumalı!dan esinlenmiş bir şiir denemesi:

Memleket Rüyası

Günaydın memleketim günaydın,
Günaydın ailem,günaydın dostlar,
Artık memnunum yaşamaktan,
Huzurlu yüzlerle aydınlamış insanlar.

Ne kadar da güzel bir düş görmüşüm,
Adalet ve refah meltemi okşuyordu
Gülümseyen yüzleri,
Bir bahar havası esiyordu memletimde.

Gündüz işi vardı herkesin, dostları vardı,
Gece yıldızlar vardı, pırıl pırıl yaşamlar.
Ve Necati Cumalı’nın şiiri dilimde,uyandım;
”Günaydın tavuklar,horozlar!!!”

© 2019 Selahattin Okumuş

Theme by Anders NorenUp ↑